Atölyemiz 17 Mayıs 2020 Pazar günü başlayacak.

her pazar 20:00-22:00 saatleri arası (10 hafta)

Anka Dönüşüm Atölyesi Amaç ve Kazanımları:

Bu programın amacı, kendi deneyimlerimize yaptığımız bir yolculuk olup ,benliğimize sızan bastırılmış korku, öfke ve acıyı ile bütünlenerek, içimizdeki saflığımız, neşemiz ve yaratıcılığımızla tekrar birleştirmektir.  Yeniden Doğuş süreci, özümüzde olduğumuz şeyin zihin olmadığını göstererek , zihinsel bedenimizi eğlendirmekten ziyade, onu uyandırmak ve dengeye getirmektir. Öz varlığımıza olan farkındalığımızı gölgeleyen yanlış algılamamızı çözmemizi sağlayacaktır.

Duygusal gelişimimiz yedi yaşımıza geldiğimizde farkedilir derecede yavaşlar, yetişkinliğe geçişimizde ve yetişkinliğimiz süresince ya çok az ya da hiç ilgi görmez.  Yeniden Doğuş sürecinde , unutulmuş olan bu çocuk yanlarımızla tekrar bütünleşmemiz gerçekleşir. Bu süreç, kim ya da ne olduğumuzu değiştirmek değil , sonradan oluşturduğumuz benliğimizle çocuk benliğimizi yeniden buluşturarak , ileriye tek vücut olarak daha sağlam bakabilmeyi amaçlar. Süreç, bastırdığımız, tekrar deneyimlemekten çok korktuğumuz duygularımıza nazikçe ulaşmamız konusunda yardımcı olacak , gerçekte o duygunun tek bir deneyimle fiziksel bedenimizi nasıl esir aldığını anlamamızı sağlayacaktır.

    Eğer gerçek huzuru arıyorsak içimizdeki fırtınanın içine isteyerek ve bilinçli olarak girmemiz gerekir.

Sizi esir duygusal mühürlerin içinde mi takılıp kaldınız?

  • İlişkilerinizde , bencil ve size mesafeli  kişilere mi kapılıyorsunuz?
  • Size en yakın hissettiğiniz kişilerin bile sizi yeterince anlamadığını ve umursamadığını mı düşünüyorsunuz?
  • Derinlerde bir yerlerde aslında kabul edilmez kusurlu yanlarınız olduğunu ve kişilerin sizi gerçekten tanıdıklarında, sizi bu kusurlarınızla kabul etmelerinin pek mümkün olmadığını düşünüp tam olarak açılamıyor musunuz?
  • Çoğunlukla karşınızdakilerin istek ve ihtiyaçlarının karşılanmasını kendinizinkilerin önünde mi tutuyorsunuz? Bu da sizde aşırı derecede bazen gösteremediğiniz  öfke nöbetleri mi hediye ediyor?
  • En önemsiz gibi görünen hastalık semptomlarını bile ölümcül hastalıkmış gibi sizde endişe mi yaratıyor?
  • Sahip olduğunuz başarı grafiğiniz oldukça yüksek ve çevrenizden aldığınız taktir ve onay kimsede olmadığı halde, hala derinlerden bunu hak etmediğinizi düşünüyor ve kendinizi mutsuz mu hissediyorsunuz.
  • İçinizi acıtsa da insanların sizden faydalanmalarına izin mi veriyorsunuz
  • Hayatınız tekrardan ibaret mi? Ne yaparsanız yapın oyuncular değişik olsa da aynı duyguları yaşatan deneyimler mi yaşıyorsunuz?
  • Devamlı soruda kalınsa da, olumlu telkinlerle zihinsel dönüşüm sağlansa da içten içe hala üzgün mü hissediyorsunuz?

Siz de bir çok insan gibi , bu durumları yaşıyor ve içinizde hissettiğiniz bu boşluğu henüz hiçbir şeyle ( aşk, para, statü, güç) dolduramadıysanız , size bir kötü bir de iyi haberim var.

Kötü haber; yukarıda yazılan durumları yaşıyor ve farkındaysanız da değişim  için bir şey yapmıyorsanız , üzgünüm hayatınızın sonuna kadar aynı kaderi yaşayacaksınız.

İyi haber se; Kendimle Yeniden Doğuş sürecine ‘’ EVET’’ diyerek , sizi acıtan, kanırtan deneyimlerin içinden geçerek geleceğinizi bugünden sağlama alacaksınız.

ANKA DÖNÜŞÜM ATÖLYESİNDE BİZİ NELER BEKLİYOR?

  • Bilinçaltındaki hatıralar onlara harcadığımız enerjiyi bilinçli bir  şekilde içselleştirmemiz için yüzeye çıkar. Çevremizdeki insanlar bize farklı davranabilir.
  • Normalde sessiz kaldığınız durumlarda düşünceleriniz dile gelmeye başlar. Hayır demek istediğinizde Hayır demeyi ve Evet demek istediğinizde Evet demeyi keşfedersiniz.
  • Mali durumunuz değişebilir. Tüm kaynaklar kuruyor gibi görünebilir. Bu süreç geçicidir. Para yaşamımızdaki kişisel enerji akışının yani yaşam deneyimimizdeki hareketimizin bir simgesidir. Duygusal yükümüze bilerek yaklaştığımızda  içsel olarak kişisel enerji akışı bozulabilir. Geçicidir.
  • Aile üyeleri ya da yakınlarımız bencilleştiğimizi iddia edebilirler.
  • Hiç bir sebep yokken kendimizi çok uykulu hissedebiliriz.
  • Uykusuzluk çekebiliriz. Şimdiki zaman farkındalığından dolayı fazlalaşan enerjidendir.
  • Çok canlı rüyalar deneyimleyebiliriz. Bunlar bazen rahatsız edici olabilir.
  • Geçerli bir sebep yokken mızmızlanabiliriz.
  • Uzun süredir haber almadığımız insanlar ya da aile bireyleri irtibata geçebilir.
  • Kendimizi melankolik hissedebilir ve geçmişteki insanlara özlem duyabiliriz.
  • Bir süreliğine ailemizin ya da yakın akrabalarımızın yanında olmak istemeyebiliriz. Çünkü bize en yakın olan kişiler bize kendimizden gizlemeyi tercih ettiğimiz durumları en net şekilde yansıtanlardır.
  • Çocuklarımız farklı davranmaya başlayabilir.Bizim onların yaşındayken davrandığımız gibi davranmaya başlayabilirler.
  • Çocuklarımız hasta olabilir ya da soğuk algınlığı  ve grip belirtileri gösterebilirler.
  • Hiç bir neden yokken ağlamak isteyebiliriz.
  • Yeme alışkanlığımız değişebilir. Ölü ve ağır yemekler yerine , daha hafifi ve sağlıklı yemekler isteyebiliriz.
  • Açıklayamadığımız yada tanımlayamadığımız duygular deneyimleyebiliriz.

YOLCULUĞA HOŞ GELDİNİZ!

TALYA HÜLYA ÇIZIKMAN’ LA

1. Hafta ŞU AN ÖNEMLİDİR BEN,ŞİMDİ, BURADA, BİRİM;

kişilerin hedeflerine ulaşmada en önemli engel şimdiki zamanı ıskalamalarıdır. Çünkü zihin günlük ortalama 70 000 düşünce üretir ve bu düşünceler genelde ya geçmişe aittir, suçluluk uyandırır ya da geleceğe aittir kaygı yaratır. Oysa geçmiş olmuş bitmiş geri dönüş mümkün değildir ve gelecek henüz yaşanmamıştır. En önemli ve içinde sadece huzur barındıran içinde bulunduğumuz şimdiki zamandır. An’ da kalma kapasitelerini arttırmak için sabah ve akşam 15’er dakikalık bağlantılı nefes seansları yapmaları önerilir. Böylece geleceği planlamada, problem çözmede, yaratıcılık yetkinliklerinin artması için farklı alternatifleri görebilme kapasiteleri genişleyecektir. Bu seanslar düzgün ve zamanında yapıldığı taktirde geleceğe bakış açıları değişecektir.

2. Hafta BU DÜNYADAKİ YANSIMALARIMI VE İZ DÜŞÜMLERİMİ KABUL EDİYORUM;

içinde yaşadığımız zamandaki deneyimlerimiz geçmişin yansımalarıdır, iz düşümleridir. Bütün bir hafta yaşanan deneyimlerin , yaşamdaki tüm neden ve sonuçların enerjetik olarak birbirine bağlı olduğunun farkına varılmasıdır. Kurban ya da galip olma davranış kalıbı  geçmişte bastırılan duygusal rahatsızlıkların bilinçaltında oluşturduğu inanç sistemiyle  şu andaki yaşana hayatta yaşanan olaylar arasında bağ kurmamaktan kaynaklanır.  Fiziksel bedendeki duygusal mühürlere ( yaşamdaki yansıma ve iz düşümlere) ulaşmak hissel algı kapasitesini arttırarak gerçekleştirilir. Bu hafta kendilerini reaksiyona geçiren olayları gözlemleyecekler.

3. Hafta YANIT VERMEYİ SEÇİYORUM;

yaşam deneyimlerine reaksiyon göstermeden  onları sadece bir oyun gibi izlemeye devam eder. Olaylara tepki vermek yerine durum sonucunda nasıl hissettiğine yönlenir. Her duygusal tetiklendiklerinde kendilerine ” Bu olay beni hissel seviyede nasıl etkiliyor?”  ” Bu olay yada kişi benim içimdeki hangi duygusal reaksiyonu tetikledi?  ” Bundan önce aynı rahatsız edici tınıyı ne zaman deneyimledim? sorularını  sormaları önerilir. Bu sorulara cevap vermesi beklenmez sadece hissetmesi yeterli.  Sorular sanki  dikkati geçmişe doğru yöneltiyor gibi görünse de değildir. Yani özde geriye değil içe doğru gidilir.

4. Hafta KOŞULSUZ OLARAK HİSSEDİYORUM ;

Bu hafta bastırılmış anılar yüzeye çıkmaya başlar. Bu anılar yüzeye çıktıkça genellikle fiziksel acı ya da rahatsızlık olarak gerçekleşir. Bu tepkisel ağrılar dikkati bedene vermeye davet eder. Zamanda yaşamanın sonucu olarak hepimiz acı ve sıkıntı deneyimleriz. Acı ve sıkıntı , duygusal bedenimizde algıladığımız enerjetik durumlardır. Bu enerjetik durum bütünleşmemiş bir yük içerir ve bizim tarafımızdan fiziksel ve duygusal olarak rahatsızlık olarakalgılanır.  Bu duygusal durumumuz koşullanmış zihinsel ve fiziksel olarak algıladığımızdan tepkimiz otomotik olarak korkudan kaynaklanır. Korkuyu hissetmeyi ve bunun sonucunda acıya karşı koyup kontrol etmeyi, yatıştırmayı , hissizleştirmeyi, dikkatimizi dağıtmayı ve hatta daha da ileri gidip onu kesmeyi öğreniriz. Bu tür davranış kalıplarının tersine bu süreçte acı ve sıkıntılı deneyimlere saldırmak ya da kaçmak yerine onları dinleyerek cevap vermeye odaklanırız.  Bu iç görü acı ve sıkıntının ne olduğuna dair olan algımızı değiştirmeye davet eder. Kendinle yeniden doğuş sürecinde bastırılmış anılarımız bilinçli bir şekilde yüzeye çıkmaya başlarlar ki  bizim hissel algımıza gelerek bütünleşebilsinler. Bu hafta hissedilen bu tarz rahatsızlıklardan kaçınmamak , göz ardı etmemek önerilir.  Sadece acı ya da sıkıntının içinde kal ve bekle. ” Acı yoksa kazanç da yok” durumu.  Acı ve sıkıntıyı bütünlemek için , başka hiç bir şey düşünmeden , koşulsuz olarak acı ve sıkıntımızla bir olmayı seçeriz. Bu durumu düzeltmeye, değiştirmeye, anlamaya , gözümüzde canlandırmaya ya da manipule etmeye çalışmadan elimizden geldiğince derin bir şekilde hissel algımızla onu izler ve duygu yükünün gerekli olduğu şekilde cevap vermesine izin veririz. Koşulsuzca hislere odaklan. Bir süre sonra hislerin azaldığı fark edilecektir.

5. Hafta BEN MASUMUM ;

Hepimizin içinde sabit olarak baba (rehber) anne( neşe, yaratıcılık, masumiyet ) üçlüsü bulunur. Duygusal yüklerimizi bütünleyerek içimizdeki çocuk tarafımızla ilişkimizi tekrar kurmaya niyet etmemiz bu üçlüyü harekete geçirir. Bunun yanında bize çocukken istediğimiz ama bulamadığımız koşulsuz ilgiyi kendimize nasıl vereceğimizi gösterir. Aynı zamanda bu niyet bize kendi kendimizin ebeveyni olmayı sağlar. İçimizdeki çocuk doğduğunda masumdu ve çaresizdi. Bu çaresizliğinden dolayı tüm beklentilerini ebeveyninin karşılamasını bekler . Bunun sonucunda bu hassas çocuk sevgiden yoksun deneyimlerle mühürlenir. Ebeveynler bunu bilerek ve isteyerek yapmaz kendi büyütülme ortamları ve öğrendikleri kadarını verebilir. Çocukluktan yetişkinliğe geçişte ebeveynlerimizden aldığımız rahatsızlık verici enerjetik mühürlerin günlük hayatta kendilerini göstermeleri söz konusu olur. Dışsal algımızla , çocuklukta aldığımız mühürlerin şimdiki yetişkin hayatımızdaki yaratımlarıyla tanımladığımızda kendi kimliğimizi hatalarımıza odaklı algılarımıza dayandırma hatasına düşeriz. Kendimizi bu şekilde algıladığımızda ve yargıladığımızda içsel duyarlılığımızın kapasitesini ya da masumiyetimize olan farkındalığımızı kaybederiz. Bu durumu örtmek için ya başkalarına fazlasıyla yardım ederiz ya da kendimiz için bir şey yaptığımızda suçluluk hissederiz. Bu şekilde davranarak bir süreliğine iyi hissederiz fakat yardım ettiklerimizi bir süre sonra kendimize bağımlı yaparak güçsüzleştirebiliriz. Duygusal mühürlere doğrudan ulaşmak imkansız olabilir. Sıkıntı ile yüzleştiğimizde deneyimlediğimiz doğrudan hissel dokusu olan duygusal bir durum , duygusal yüktür. Yetişkinler dünyasına kabul edilebilmek için  çocukluğumuza sırtımızı döndüğümüz andan itibaren , içimizdeki çocuk bizim dikkatimizi çekebilmek için fiziksel , zihinsel ve duygusal dengesizlik durumlarını kullanır.  Çocuk tarafımıza geri dönüp bulunduğu zaman ve yerden kurtararak , ona bizden istediği koşulsuz sevgi ve ilgiyi gösterebileceğimiz yer olan şimdiki zamnın güvenli ortamına getirmedikçe , yetişkinler olarak hiç bir zaman özümüzdeki huzuru deneyimleyemeyiz. Zaman içinde yetişkinlik deneyimlerimiz çocukluğumuzun bir yankısıdır. Bu hafta ,tetiklenme durumlarında ( öfke, korku, acı) karşılarında 4 yaşındaki çocuk hallerini görsellemek ve o an hissettiği duyguyu karşısındaki çocuk halinin hissettiğini düşünerek o çocuğu rahatlatma seansları önerilir. Örneğin; öfke gibi bir duygusal durum deneyimlediğimizde gözlerimiz kapatıp kendimizi yedi yaşında ya da daha küçük olarak şu anda karşımızda duruyor ve bizimle aynı şekilde hissediyor gibi düşünebiliriz. Daha sonra kendimizin bu çocuğu öfkeli halinde hareket ederken sarıldığımızı imgeleriz. Çocuğun deneyimlerini değiştirmeye çalışmadan , sadece koşulsuzca onunla oluruz. Çocuk tarafımıza bu şekilde yaklaştığımızda tutarlılığın rahatlatıcı titreşimi yükselir. Bu niyetle çalışmaya devam ederken bazen belki de hiç beklemediğimiz anlarda ağlama hissi gelebilir. Bu göz yaşları yetişkin tarafımızın değil, duygusal yükü olan çocuk tarafımızın gözyaşlarıdır.

Karmaşık yetişkinlik deneyimlerimizin geçmişimizin yardım çağrısı olduğunu aklımızda tutar ve bu çağrıya mümkün olan her anda koşulsuz sevgi , ilgi ve adanmışlıkla karşılık vermeye söz verirsek , otomatik olarak yaşam deneyimlerimizin kalitesini tekrar onaracak ve bizi geçmişin hapishanesinden kurtaracak olan bir süreci başlatmış oluruz.

6. Hafta DUYGUSAL YÜKLERİMİ BÜTÜNLÜYORUM ;

Bu haftaya gelene kadar, duygusal olarak üzülündüğünde , ilk olarak tetikleyen kişi ya da olayın gerçekte ne olduğuyla hiç bir ilgisinin olmadığını kabullendik. Olay ya da kişinin  aslında bize içeriden gelen bir mesaj olduğunun farkına vardık ve bizi üzen olayın yarattığı duygusal tepkinin altındaki enerjetik tını ile hissel algılamayı kullanarak öz ile iletişime geçebilmeyi öğrendik. Son olarak koşulsuz kapsama ile yansıtmayı bütünleme ile değiştirmek.

Duygusal Bütünleme Aşamaları:

1; Bize üzüntü veren, kıran durumu , olayı ya da kişiyi/leri salmak. Onlar bizim bütünlenmemiş geçmişimizden yüzeye çıkan anıyı yansıtır. Durumlara, olaylara ya da kişilere tepki göstermek bir çözüm getirmez. Çünkü her tepki verdiğimizde yeni olay, durum ve kişiler gelir. Onlara tepki gösterip acımızı onlardan çıkartmak yerine yalnız kalmak isteyebiliriz. Başlangıçta tepki verme güdümüzü bırakıp nazik bir şekilde kenara çekilme adımı güçlü bir kendini kontrol ve cesaret gerektirebilir, çünkü hayatımız boyunca süregelen bir alışkanlığımızı kırmaya çalışmaktayız.

2; İç gürüyü almak. İkinci adım, deneyimimizin mesajını almaktır. Bunu başarmak için dikkatimizi içimize yönelterek , bizi üzen olayın yarattığı duygusal tepkimizin altındaki enerjetik tını ile hissel algılamayı kullanarak ilişkiye geçeriz. Bedenimiz bununla titreştiğinde başarılı olduğumuzu anlarız. Üzüntümüzün hissel yönüyle ilişkiye geçtiğimizde , yüzümüzü sıcak basabilir, ellerimiz karıncalanır ya da karın bölgemizde bir hareketlenme hissedebiliriz. Her ne hissediyorsak geçerlidir.

3.; Koşulsuz hissetmek. Gerçekleşen olayı dışlayarak suçlamaya geçmek yerine bu deneyimi bilinçli içmizde tutarak üzüntülü deneyimin sıkıntılı tınısını içimizde sindiririz. Onu olduğu gibi, hiç bir gündem ve hile olmadan, onarmaya, şifalandırmaya yada anlamaya çalışmadan hissetmeliyiz.

Yetişkin olarak hissetmekte olduğumuz duygusal tetiklemenin çocuk tarafımızın bir yakarışı olduğunu canlı olarak kavradığımızda bu çağrıya verdiğimiz yanıt kapsamaktır. Kapsamak tarafımıza koşulsuz hissel algılama ile verdiğimiz yanıt şu olacaktır. ” Acı çektiğini biliyorum. Korku , öfke ve acı hissettiğini biliyorum. Bunu şimdi kabullenmeyi seçiyorum . Sana koşulsuz dikkatimi vererek  bu sıkıntıyı bilinçli olarak hissetmeyi ve bu noktayı onarmak ne kadar sürerse sürsün daima bir şekilde yanıtlamayı seçiyorum.” Sıkıntımızın nedensellik noktasını hiç bir duruma bağlı kalmaksızın hissederek bütünlemeyi başlatırız. Bütünleme çocukluğumuzun içselleştirilmemiş yönlerinin bilinçli olarak sindirilmesidir.

Bu üç aşamalı tekniği, hayatımızdaki anlaşmazlıkları çözümlemek, fiziksel rahatsızlıkları iyileştirmek ve bize duygusal sıkıntı veren herhangi bir karmaşa durumunu çözümlemek için kullanabiliriz.

Bu teknik hiç şüphesiz bize dış dünyada deneyimlediğimiz her şeyin içimizdeki duygusal durumun bir yansıması olduğunu gösterir.

7. Hafta ŞİMDİ GÜVENDE HİSSEDİYORUM.

Bu haftayla birlikte günlük hayatımıza evde küvet varsa 15 dakika duş seansıyla başlıyoruz. Suyun sıcaklığı beden sıcaklığı kadar olmalı . Küvete sadece başımız suyun dışında kalacak şekilde su doldurmalıyız. Eğer  küvet yoksa duşun altında 15 dakika aynı sıcaklıktaki suyun altında geçirebiliriz. Suyun yukardan kalp bölgemize akmasına özen gösterebiliriz. Mümkün olduğunca suyun içinde kalıp , dikkatimizi suyun içinde olmamıza bağlı olarak farkındalığımıza yükselen duygusal deneyimlere vereceğiz. Bu seansın amacı anne karnındaki halimizi canlandırmak ve oradan geçen titreşimsel duygu yüklerinin yüzeye çıkmasına olanak sağlamaktır. Sudan çıkar çıkmaz hiç vakit kaybetmeden 15 dakika nefes seansına geçilmelidir. Nefes seansı esnasında fiziksel , zihinsel ve duygusal olarak daha derin deneyimler açığa çıkabilir. Her ne hissedersek hissedelim bağlantılı nefes almaya devam edelim.

Şu ana kadar yaşamış olduğumuz tüm deneyimler zekice yaratılmış bir düzenek olduğunu gördük.Ama bunu gördüğümüzde , geçmişten korkumuz ve şimdiki zaman farkındalığını  kazanmamız arasındaki tek engel olayların oluşu ve anlamlarıyla ilgili anlattığımız hikayelere olan bağımız kalır.

Yüzeye çıkan duygusal yükleri cevaplamada deneyim kazandıkça tüm insani deneyimlerimize bir güvenlik hissi yayılacak.Deneyimlerimizin kalitesine olan sorumluluğumuzu almaya başladıkça içimizdeki çocuk kendini tekrar güvende hissetmeye başlayacak.

Kendimize anlattığımız hikayeler zihinsel kapasitemiz gelişirken başlar ve şu andaki kök inançlarımızın bulunduğu kütüphaneyi yaratır. Bu yüklerin kaynaklandığı inançların çoğu enerji sistemimize daha zihinsel ve algısal kapasitemiz yokken mühürlendiği için , bu hikayelerin hiç birisi artık geçerli değildir.

Sadece olanı olduğu gibi hikayesiz, yargısız hissetmek bizi kendi yolculuğumuzun farkındalığına ve şimdiki zaman frekansına dönmek için güçlendirir.

Bıraktığımız bir duygusal yükün ardından bir boşluk hissedebiliriz. Bu doğaldır. Bilinçsiz bir şeklide taşıdığımız geçmişimiz, kim ve ne olduğumuza dair olan inancımız artık yoktur.Duygusal yükün bırakılmasının ardından vücut ısımız alışık olduğumuzun altına düşebilir.Bunun nedeni karşı koyduğumuz bir şeyi bıraktığımız için meydana gelen sürtünmenin de ortadan kalkması ve genel vücut ısımızın buna bağlı olarak düşmesidir. Önemli değil , beden kısa zamanda buna uyum sağlar.

8. Hafta KENDİMİ AFFEDİYORUM.

Huzur hissel algımızla farkedilen bir titreşimdir. Huzuru hissederiz. Kişisel deneyimlerimizin her bir anında huzur frekansının  titreşimi içinde bulunuruz. Ancak korku öfke ve acıdan doğan duygusal durumumuz hakkında anlattığımız hikaye ve bu hikayelere inanmanın sonucunda ortaya çıkan fiziksel oluşumlarla birlikte mühürlenmiş duygusal yüklerimizden dolayı huzurun bize halihazırda verilmiş olduğundan bihaber kalırız.

Bir kez huzur dediğimiz frekansın titreşimini hissettiğimizde , bu frekans doğrudan zihinsel ve bedensel olarak yayılır. Bunun için huzur bizim içimizden kişisel olarak çıkar.

Çocukken koşulsuz sevilmediğimiz için öfkeliyiz, koşullu olarak sevgi gördük. Bu bir suçlama değildir, koşulları devamlı değişen bir dünyaya gelmiş  olmanın bir sonucudur. Çocukluğumuzda ebeveynlerimizin bizimle ve kendi aralarındaki etkileşimlerindeki örnek sevgi bizim için sevginin ana tanımlamasını oluşturur.Bu duygusal mührün doğrudan sonucudur. Neticede yetişkinler olarak ne zaman sevileceğimiz bir deneyim arayışında olsak , bilinçsizce çocukluğumuzda ilk olarak ebeveynlerimizle olan etkileşimlerimizle aynı duygusal titreşimde olan fiziksel, zihinsel ve duygusal senaryolar üretiriz. Bu titreşim keyif verici ya da rahatlatıcı olmak durumunda değildir. Sadece benzer olması yeterlidir.

Koşulsuz sevgi , başkasından alınarak değil sadece verme ve kabullenme ile deneyimlenir.Aslında ebeveynlerimizin bize geçirip mühürledikleri inanç sistemlerini çözümleyip onların üstesinden gelene kadar bizler kendi ebeveynlerimiziz. Bu bir körün diğer bir körü yönlendirmesi gibidir.

Bu döngüyü anlamak bizi geçmişteki tüm yanlış yönlendirilmiş davranışlarımızda kendimizi affetmemiz için kuvvetlendirir.Yanlış yerlede yanlış şekillerde sevgi arayışı içindeydik. Bu iç görü sayesinde neden bu güne kadar deneyimlediğimiz yaşamın kalitesi bu şekildeydi anlayabiliriz.

Koşulsuz sevginin ne olduğunu bilmediğimizi itiraf ederek özgürlük yolculuğumuza çıkarız. Koşulsuz sevginin ne olduğunu bilmememizin zeka ile bir ilgisi yoktur. Bu yaşamda koşulsuz sevgiye uyanmak  okyanusun derinliklerinde bir parça temiz hava bulmak gibidir.

Kendi çıkmazımızı kavrayarak , kendimize yarattığımız tüm dramlar için gülebiliriz. Bu kahkaha gerçekten aradığımız tek ilaçtır. Çünkü kendi dramımıza gülebilmek kendimiz affettiğimizin göstergesidir. Kendimiz için bunu kabul ettiğimizde , karşılaştığımız herkes için de geçerli olduğunu kabul ederiz.

Şu sözleri sarfettiğimizde içimizdeki muhtaç ve yoksun çocuk tarafımızı bastırdığımızı biliyoruz: ” Onlar bizim ebeveynlerimizdi, onun için daha iyisini yapmaları gerekirdi.” ” Bizi bu dünyaya onlar getirdi ve bizi güvende tutmaları onların sorumluluğuydu.” Bu dramadır. Bu içinde bulunduğumuz karmaşık çıkmazı henüz anlayamayan çocuğun sesidir.

Başkalarının yaşam deneyimleriyle bize akan bu durumumuzu görmemizi engelleyen tek şey kibirimizdir.

Duygusal mühürlenmenin mekanizmasını ve sonuçlarını bir kez net bir şekilde anladığımızda başkalarını affetmemizin önünü tıkayan tek şey kibirimizdir.

Kibirimizi ve onun yetiştirdiği öfkeyi söndürmek için şu basit iç görüyü benimsemek gerekir: İlişkilerimizde şahit olduğumuz tüm davranışlar koşulsuz sevginin hareketleri değil, koşulsuz sevgi için yapılan yakarışlarıdır.

Koşulsuz sevgiye doğru olan yolculuğumuz, başkalarında aradığımızı kendimize vermemizle başlar. Uygulamada bu an içinde deneyimlediklerimizi hiç bir koşullandırma yapmadan hissetmektir.

Koşulsuz sevgiyi vermeyi ve almayı hak ediyoruz. Bu yaşamda koşulsuz sevginin gerçekten ne olduğunu kendimiz üzerinde uygulayarak öğrenmek bizim en büyük sorumluluğumuz, ki böylece onu dış dünyadaki deneyimlerimize taşıyabilelim.

Bu sevgi denen büyük gizemi çözme yolculuğumuz kendimize koşulsuz yaklaşıp özümüzde deneyimlediklerimizi, yargılamadan onları düzeltmeye , değiştirmeye, anlamaya çalışmadan hissetmemizle başlar. Kendi sıkıntımızı bütünlemeye olan isteğimiz onu geçerli ve bundan dolayı da gerekli olarak algılamak ve bu şekilde davranmak affetmeyi deneyimlemenin ve huzuru bulmanın temellerini oluşturur.

Mühürlenmiş çıkmazımızdan kaynaklanan davranışlarımız için kendimizi gerçekten affettiğimizde , doğal olarak dünyayı da affederiz.Affetme deneyimimizin ötesinde bu bizim gerçek huzur farkındalığına dönüşümüzdür.

9. Hafta KENDİMİ KOŞULSUZ SEVİYORUM.

Artık bilinçaltımızdaki sevgi tanımının nedenselini etkilemeye hazırız. Bu olumsuz kalıplarımız , ne zaman hayatımızda koşulsuz sevgiyi deneyimlemek istesek kaçınılmaz olarak hoş olmayan durumları doğurmaktadır.

Bilinçaltımızdaki sevgi tanımını tespit etmek zordur, çünkü yaşam deneyimimizin başından beri bizimle birliktedir. Duygusal bedenizimize ebeveynlerimizle olan ilişkilerimizi, onların birbirleriyle, çevreyle olan ilişkilerini gözlemlememiz sonucunda enerjetik olarak mühürlenmişizdir.  Bu gözlem enerjetik hissel algılama ile başlar, sonra kavramlaşır ve daha sonra da durumsallaşır.

Koşullu sevgi gören çocuk için dünyanın sevgi tanımının ne olduğu hiç bir önem taşımaz. Sevgiyi acı olarak hisseder ve bundan ötürü de şarap ve gülün, muhteşem bir düğün töreni ve çocuklarımızla birlikte kurmaya çalıştığımız yaşamın hepsi bu bilinçaltı sevgi tanımı bütünlenene kadar bizi sadece acıya götürür.

Bilinçaltımızdaki sevgi tanımı yetişkin hayatımızın her yönüne sızdığı halde , kendisini en net bir şekilde bizim özel ilişkilerimizde gösterir.Çünkü bu yaşamda koşulsuz sevgiye ve özel ilişkiye olan isteğimiz birbirine etle tırnak gibi bağlıdır. Onun için başarısızlığa uğrayan özel ilişkilerimizi inceleyerek bilinçaltımızdaki sevgi tanımını bulabiliriz.

Zamana bağlı yaşadığımız sürece hiç bir sevgili yetişkin sevgi tanımımıza dayanarak aramakta olduğumuz şeyi dolduramaz. Çünkü onlar bize tecrübemize koşulsuz sevgi sunmak için değil, kendimizi neden koşulsuz sevmediğimizi göstermek için girmektedirler.

Bilinçaltı sevgi tanımının her birimiz için farklı bir tanımı vardır ancak gerçekleşme mekanizmaları aynıdır. Bilinçaltı sevgi tanımımız çocukluğumuzda ne zaman sevgiye ihtiyacımız olsa deneyimlediğimiz duygusal mührün titreşimidir. Bunun neticesinde ne zaman koşulsuz sevgi görmek istesek ya da bir başkasına koşulsuz sevgi göstermek istesek , bilinçsizce bu duygusal mührün titreşimini tekrarlarız.

Kendimizdeki bu kalıpları görebilmek için yeterli şimdiki zaman farkındalığına ulaşmadan önce bunları net bir şekilde başkalarında görürüz. Bu nedenle ne zaman bir aşk ilişkisi yaşamak istesek , hep karşı taraf bize karşı sevgisizce davranıyormuş gibi gelir.Habercinin ayna etkisi süreciyle bilinçaltımızdaki sevgi tanımı kendisini başkalarının bize sunduğu davranışlar olarak ortaya koyar.Bilinçaltı sevgi tanımımız sevgiyi deneyimleme girişimimizin başında değil neticesinde gösterir. Başka bir deyişle , bilinçaltı sevgi anımlamamız kendisini özel ilişkilerimizin başlama aşamasında değil sonlanma aşamasında gösterir. Ve tabi ki bizler bu sonucu diğer kişinin hatası olarak algılarız.

Bir çocuk için kendisini koşulsuz sevgi görmeye açıp , onun yerine incitilme, reddedilme ya da alay edilme ile karşılaşmaktan daha acı verici bir şey yoktur. Bu acı frekansı , çocuk yetişkinliğe geçip bu hoş olmayan deneyimi devamlı , ardı ardına tecrübe ettikçe daha da artar. O zaman bu bilinçaltımızdaki acı veren döngüyü ve onun beslediği fiziksel, zihinsel ve duygusal çıktıları nasıl sonlandırırız? Bunu doğru soruları sorup , koşulsuz hissel algılama ile kendimize devam etmekte olan dramımızın nedenselliğini etkileyecek cevaplara ulaşmak için izin veririz.  Kendimize ilişkimiz sonlandığında ya da sorunlar çıktığında kendimizi nasıl hissettiğimizi sorarız. Kendimize;” Sonrasında ne hissettim?” diye sorarız.

Bu soruyu sorduğumuzda dikkatimizi biten ya da bozulan özel ilişkimizi çevreleyen fiziksel durumlardan uzaklaşırız. Dikkatimizi hem partnerimizin hem de bizim fiziksel davranışların üstünden çekip sadece sonuçları hissederiz. Şu anda bu duygu bedenimizin neresinde?

İlişki girişimlerimizin başarısızlığı ile ilgili olan duygusal yüklerimizle hissel algılama yoluyla doğrudan temasa geçtiğimizde kendimizi bilinçaltı sevgi tanımımızla yüz yüze buluruz. Bunu bütünlemek için de tüm duygusal yükleri bütünlemede kullandığımız süreci uygulamamız gerekir. Koşulsuz olarak hissetmek . Koşulsuz hissetme nedenselliği etkiler ve neticeleri kendini her zaman gösterir.

10. Hafta KENDİMİ TAKTİR EDİYORUM.

( Bilinçli olarak birleşik alana girmek)  Kendimizi olmakta olduğumuz varlık olarak taktir etmeye davet ediliriz. Yaşam deneyimlerimizin kumaşına olduğumuz şey olarak değil, farkındalığımızdan geçmekte olan , varlığımızın devamlı değişen canlı ve eşsiz bir gösterisi olarak bakmaya devam ederiz.

  ”Değer vermek” kelimesi bizim için gerçekten ne anlam ifade eder? Yüzeydeki anlamı beğenmek, taktir etmek, şükretmek ve bunun gibidir. Kendimizle yeniden doğuş sürecinin içerisinde değer verme kelimesi ayrıca koşulsuz hisse dikkatimizi vererek bir şeyin değerini sevgiyle görüp onu kabul ederek artırmaktır.

Taktir ederek eş zamanlı olarak var oluşumuzun dayanakları olan barış, masumiyet ve koşulsuz sevgi ve bunların hepsiyle bir olma farkındalığımızı artırırız.

   İçsel varlığımızı koşulsuz olarak taktir etmeyi seçtiğimizde yaptıklarımıza değer vermek yerine kendimizle olan uyumumuzu düzelteceğiz. Tüm deneyimlerimizi ve bu dünyanın tüm öğelerini içimizden gelerek boşluğu kapatmak için kullanmaya karar verdiğimiz an , evrenin tüm kaynaklarının arkamızda olup bizi her adımımızda desteklediğini keşfedeceğiz. O zaman içinde bulunduğumuz tüm huzursuzluğun , dengesizliğin karmaşanın, tüm yoksunluk ve yalnızlık deneyimlerimizin , korkumuzun , öfkemizin ve acımızın aslında herkesten ayrı olduğumuzu düşünüp bu şekilde konuşup hareket ettiğimizden  kaynaklandığını göreceğiz.

Önümüzdeki görev basittir. Dikkatimizi bu dünyanın malzemelerinden çekip onun yerine karşımızdakinin gözlerine bakmayı seçerek boşluğun diğer tarafında olan varoluşumuzu  tanımak için niyet etmeye davet ediliriz.

Kabullenme , içerme ve en önemlisi değer verme anında Varoluşumuzu diğer kişinin gözlerinin içinden bilinçli olarak bize bakmaya davet ediyor olacağız. Herkese bu şekilde yaklaştığımızda , onların varoluşlarına şahit olacağız. Bunun karşılığında bizle de daha mevcut hissedeceğiz. Boşluğun ötesine bakıp Varoluş ile etkileşime geçtiğimizde , özgün deneyimlerimizi çağıracağız.

Birliği kendimiz deneyimleyip hepimizin bir bütün olduğunu kabul ettiğimizde gözümüzdeki örtü açılacak ve her şeyi bir nedeni olduğunu göreceğiz. Ve sonrasında burada , şimdi, bu şekilde olma amacımızı keşfederiz. Bu amaç kendimizi olduğumuz şekilde koşulsuz sevmek ve taktir etmektir.

Ders Konuları

Kurs Müfredatı Bulunamadı

Eğitim Değerlendirmeleri

N.A

değerlendirme
  • 5 Yıldız0
  • 4 Yıldız0
  • 3 Yıldız0
  • 2 Yıldız0
  • 1 Yıldız0

Bu Eğitimde yorum bulunamadı

Bütün hakları saklıdır.